"Bu site Kazakistan'dan çağlayan Bilge Abay'a adanmıştır." Muhammet Negiz | “Kıyam, yakaza ve yürüyüş... Bu üçü olmadan ilim olmaz! ” Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu

Kazakistan'dan Çağlayan Bir Türk Bilgesi: ABAY KUNANBAYOĞLU ...
"Kazakistan - Atyrau Üniversitesi, Uluslararası "Abay Mirası" eser yarışmasına başvuru yapıldı..."

10 Nisan 2021 Cumartesi

NURSULTAN NAZARBAYEV’İN ABAY HAKKINDAKİ SÖZÜ

 


NURSULTAN NAZARBAYEV’İN ABAY HAKKINDAKİ SÖZÜ

(Abay’ın doğumunun 150. yıldönümü töreninde, 9 Ağustos 1995 tarihinde yaptığı konuşma)


Değerli vatandaşlar! Kıymetli konuklar!


Bugün büyük bir bayram günüdür. Halkımız en değerli çocuğu ve en bilgin üstadına ebedi sevgisini bildirmek için toplanmaktadır. Onun doğum gününde, her 10 senede böylece bir araya gelerek geçmişimiz ile bu günümüzü, ulaştığımız ile ulaşamadığımızı değerlendirmek üzere çoktan bir adete dönüşmüştür. Bunun her birinde Abay adı yeniden anılıp, halkımızın mertebesi ve onuru yeni doruklara yükselmektedir. Bu arada saygıdeğer şairimizin değerli mirasının sınıf ideolojisi tabanında kalmayıp, yeni nesillerle birlikte yaşayacak ebedi bir yapıya dönüştüğüne seviniyoruz. Sonra onun değeri ve ünü kendi ölçeğimizle sınırlı kalmayıp, komşu halklar ile ülkelere de geniş çapta yayılmasıyla gurur duyuyoruz. Bu defasında ise müjdemizin yeri çok ayrıdır. Bunun için birbirimizi sevine sevine kutlayıp, birbirimizden müjde istesek de yanlış olmaz.


Abay babasının oğlu değil, insanın oğlu olmayı arzulamıştı. Bu defada törenin en üst mevkiinde, arzuladığı muradına ererek tüm dünyaya adı ünlü, sözü güçlü, fikri değerli, insanlık şairi, insanlık bilgini olarak yükselmektedir. Bu törenin Almatı ile Semey’den, Karavıl ile Jidebay’dan başlamayıp, Batı ile Doğu’nun tanınmış ülkelerinden, Avrupa ile Asya’nın en güçlü memleketlerinden, Moskova ile İstanbul, Paris ile Pekin gibi dünya başkentlerinden başlaması da bunun delilidir. Bu, bütün gezegenimizin kültürel ve manevi nefesini sistematize eden çok güçlü uluslararası teşkilat UNESCO’nun bizim özel dilekçemizi içtenlikle kabul edip, böyle işlerin kalıplaşmış eğilimini ilk defa bozarak dünya çapında kutlamayı kendinin yüksek yetkisine alarak çözüm bulması sayesindedir.


Biz bunu, yeni bağımsızlığını kazanıp, insanlık derneğinin eşit haklı üyesi olarak yeni sıraya girmekte olan eski halkımız ile genç devletimize gösterilmekte olan büyük onur, yüksek siyasi ve manevi destek olarak değerlendiriyoruz. Bütün Kazakistanlılar adına UNESCO teşkilatına, onun müdürü, bugün aramızda bulunmakta olan çok değerli konuğumuz, ünlü aydın, tüm dünyaya meşhur şair, saygıdeğer Federico Mayor Bey’e en içten sonsuz şükranlarımızı sunmayı bir borç bilirim. Yine, Abay kutlamasına katılan, katılmakta olan, onun mirasını tanıtmada büyük katkılar sağlayan, bugünkü törene yetkili temsilcilerini gönderen bütün memleketler ile uluslararası derneklere en içten teşekkürlerimi sunarım. Bu demokrasi ile humanizm emellerinin dünya çapında esas zaferlere ulaşması sonucunda oluşmaya başlayan yeni manevi durumun altın delili olarak biliyoruz. Hem ölümde hem dirilikte kardeşlik demek budur. Sevinç ile kaygısı ortak manevi kardeşliğin dünya seviyesinde oluşmaya başlaması bizim yarınlara olan inancımızı pekiştireceği bir gerçektir. “Barıştırmak elçiden, çekiştirmek haberciden” diyor Kazak atasözü. Alçak gönüllüğümüz ile saf niyetimizin esas görünüşü gibi Abay’ımızın dünya çapında anlaşma ve dayanışmaya kendi katkılarını sağlayan manevi arabuluculuğa giriştiğine gerçekten memnun olduğumuzu saklayamayız. Eri elinin adını çıkarır, eli erinin adını çıkarır derler. Biz günümüze dek tarihi dönemde, insanlık âlemine tanıtıp, güvenli ortak olarak ilk defa görünürken itibarımızı yükseltip, manevi nakşımızı belirten Abay gibi beyimiz olduğuna şükürler ediyoruz. Böyle beyimizin adını doruklara çıkararak yüceltebilen ülkemizin varlığına da şükürler ediyoruz. Allah’ın bize bugünleri gösterdiğine de sonsuz şükür ediyoruz. Böyle dönemde yaşayıp, böyle ülke ile böyle topluma canı gönülden hizmet etmeyi kaderimize yazdığına bin kere şükürler ediyoruz. Bunu hissetmek bizim ümidimizi güçlendirip, gücümüze güç ekleyeceği bir gerçektir. Çünkü Abay’ı Abay yapan kendi döneminde yaşadığı çeşitli zorlukları, günümüzde bizim başımızdan geçen olaylarıyla doğrudan devam etmektedir. Onun kaderi ile manevi arayışlarının dağınık yollarını, dipsizliği ve engelini ayrıntılı değerlendirip, doğru sonuç çıkarabilirsek başımızdaki dönemle epey bağlantı kurup, günümüz durumunu pekiştiren epey anlam ve önemi bulabilirdik. Abay’ın o zamanlar böyle düşünüp, böyle yazmaması ne kadar mümkün ise, bizim bu zamanda bu kadar zorlanıp, böyle davranmamamızın o kadar da mümkün olamayacağını anlardık.


Ayrı durumun ayrı arayışlar ile ayrı davranışlara başlayacağı bellidir. Büyük yetenek ile büyük güç de o zaman lazım. İnsanlık her zaman ilerlemeye özen gösterip, yüksekleri talep etmiş.


Hiçbir zaman dinmeyen ve dinmeyecek olan manevi mücadelede hedef çizen, yol gösterebilen keskin bakışlı önderleri her zaman özlemişizdir, her zaman saygıyla yüksek mevkiye koymuşuzdur.


Çünkü akıl bulunmadan hiç bir şey bulunmaz. Akıl gelişmeden ar namus dayanıklı olmaz. Arsız, namussuz insan, başkaları şöyle dursun, kendini de geliştiremez. Bunlarsız milli bilinç ile milli namus da duldur. Bunlar olmadan toplum gelişmenin pürüzsüz yoluna giremez, alışık eğilimin soluk yolundan çıkamaz, karışık zamanda başı dönerek karışık hal geçirir. Böyle bir krizden çıkmanın yolunu tarih ile tabiatın sadece özel olarak saydığı çocukları gösterebilir.


Abay da tam onun gibi karışık zamanda mucizevi tevekküle varabilecek ayrı feraset ve ayrı ruh sahibidir. Bunun sayesinde o bugün bütün insanlığın itibarı, yüksek manevi serdarlardan birine dönüşmektedir. Onu doğurduğu dönemi geniş çapta araştırmayınca ondan kalan mirasın enginliğine ulaşamayız.


O, Kazak tarihinin özel ağır dönemiydi. Yeryüzüne sahip çıkmak isteyen Çarlık, Orta Asya’yı işgal ederek, Doğu ve Güney’e de hâkim olmayı hedeflemişti. Böyle stratejik amacın tam önündeki ülke Kazakistan’dı. Başkasından ayrılsa da ondan ayrılmamak siyaseti ilk defa o zaman ortaya çıktı. Ülke yönetiminin tarihi oluşmuş milli sistemi tamamen belirlendi. Metropoldeki disiplin zorla girmeye başladı. Önce Kazakların her soyundan birkaç küçük hanlıklar kurulup, milli-bölgesel birlikler bozuldu. Sonra her hanlığın halkı ile toprağı ata ataya, soy soya bölünen payıyla köy köy, kasaba kasaba paylaşıldı. Böylece kesilmiş koyunun kemikleri gibi parçalanan hanlıklar egemenliklerinden ayrılıp, komşu illerin terkibine zorla girdirildi. Ondan hanlıklara bölünüp, beyzadelerin yerine padişah hükümetinin atadığı “güvenli kazaklara” yönetim devredildi. Böylece geleneksel kendi aralarındaki kavga kaybolduğu sırada, il, köy, kasaba, bölgelere bölünecek düzenle yeniden kuruldu. Köy ile kasabayı yerli memurlar, il ve bölgeyi Çar’ın askeri yakınları yönetti. Böylece Kazaklar kendi yerlerinde yabancı gibi yaşadılar. Millilik şöyle dursun, soy, boy gibi beraberlikten ayrılıp, bütünlüklerini kaybetti. Böylece dağılan halk üsttekilerin talimatıyla altı bölgeye ayrılıp, komşu Sibirya, Orınbor, Astrahan, Türkistan bölgelerine, Mangıstav ise önce Kafkasya dışına, sonradan Hazar yanındaki bölgeye dâhil ettirildi. Bu şekilde Kazaklar her tarafa dağılarak bir halk, bir ülke olduğunu adıyla birlikte unutacak hale geldi. Yeryüzünde sömürgecilik görmeyen halk az olmasına rağmen bir asırda bu kadar çok reform geçirip tuz buz hale gelecek kadar zulme uğrayan halk hiç bir yerde yoktur.


Bunun hepsi sömürgecilik boşluğun sakinleri tarihi oluşmuş memleketini yeniden yapamayacak şekilde, onları toprak ve suyunun eski sahiplik haklarından tamamen ayırmayı amaç eden, önceden düşünülen zalim politika idi. Günümüzde bize dişini bileyen altın boncuklu siyasi doğanlar ile sıradan birilerinin sözünü takip eden akılsızların yeni programları hangi dönemdeki “siyasi hurda kâğıt” olduğunu bundan ayırabiliriz. Bunun gibiler komşularının yerini toz toz bölerek, kendine hayvan güttürerek, ata yurdunda bulunmakta olan hazineden hiç bir şey vermeyip, kibirlenerek o dönemi özler. Öyle bazı kibirliler büyük kültürün yattığı büyük ülkenin atını örterek başkalarına örnek gösterdim diyerek kendi itibarını kendi düşürdüğünün farkında değildir. Böyle insanlar o zamanlar da az değildi. Ülke ile toprağı viran etmeleri şöyle dursun, bilinci de zehirlemeye başladı. Diline, dinine, yaşama geleneğine havadan bakıp, ata mesleği ile tarihini unutmaya, kendini hor sayarak başkanın emrine eğilmeye motive eden şeytani politika özel bir şekilde gerçekleştirilmeye başlandı. Yabancılaşma diye adlanan olay böylece gelişti. Oltaya düşen, yeme koşan küçük balık gibi oynayan yabancı bilinç, kendi kendini ateşe atan gözsüz kelebek gibi bir dönem kurdu. Birlik ve bütünlük unutuldu. Sayılı olarak okutmak, sayılı olarak hizmete atamak bir taraftan Ruslaştırmayı, diğer taraftan rekabet ile iç düşmanlığı güçlendirmeyi amaçladı. Diğer şeyler şöyle dursun, eğitimde bile aşağılık görüldü. Bir asır boyunca düşmanla mücadele eden halka sanki göz kulak oluyormuş gibi olan hile kapanı kuruldu. Kitaptan ziyade topu, okuldan ziyade askeri kaleyi çoğaltan hükümetten korkanlar uçsuz bucaksız çöllere çekildi. Korkmayanlar siyasi dalkavukluğa yöneldi, kapıdaki köleliği kabul etti. Verimli topraklar, güzel meslek ve hizmetler sadece merkezden özel olarak getirilenlere verildi. Dış bölgelerin gelişmesine ayrılan paralar bütünüyle dışarıdan bölgeye taşınanlara harcandı. Yabancıları eğitime çekmek isteyenler ise, çar sarayının büyüklerinden birisinin step valisine açıkça yazdığı gibi “sınırsız insan sevgisi” olarak alay edildi. Eğer bu asrın başında Kazakların arasından sayılı okuyanlar çıkıp, Rusça eğitim alanların sayısı yüzde bire ulaşmış ise ona kariyer düşkünü step zenginleri ve eğitimi arzu edenlerin kendi gelirleri harcandı.


Can sahibi aydınlığa ulaşmaya çalışır. Kendi kendine yok olmayı hiçbir canlı istemez. Halk da öyle. Ne kadar zorluk, zülüm görse de ümidini kesmez. Kendisi gibi olan halkın ulaştığına kendi elini ulaştırmaya çalışır. Tam böyle bir istek sekiz asır önce bizim bir hemşiremizi bilim arayışıyla Güney Asya’ya ayak bastırmıştı. Geçmiş asırlarda da tam bunun gibi talep atlarına binenler çıkmaya başladı. Bir zamanki El-Farabi’nin yakıcı talebini Arap halifeliğinin babalık himayesi diye nasıl söyleyemezsek, geçmiş asır sonundaki aydınlarımızın eğitim yolundaki tevekkülünü padişah otokrasisinin babalık himayesi diyemeyiz. Dış bölgelerdekilerin de okuma yazma öğrenmesi, eğitime çekmenin sistemli politikası oldu. Fakat bu bizim bozkırımıza bu asrın ikinci on senesinden itibaren girmeye başladı. Demekki, o zamana kadarki eğitime, okumaya eğilim milli varlığımızın ihtiyacından ortaya çıkan manevi cesarettir. Bir ekonomik-toplumsal geleneğin devri tam bitip, ikinci ekonomik-toplumsal geleneğin tam yerleşmeye başladığını fark eden milli bilincin tarihi gelişmeyi kendine göre değerlendiren çok öngörücü özelliğidir. Böyle olayı dışarıya götürüp eşleştirmek ayıp olurdu. Milli manevi yaşamımızın derinlerine inerek değerlendirmeden mahsus kaçma olurdu. Böyle görüşle bakarsak, Abay gibi büyük bireylerin dâhiyane fıtratına adıyla yanaşamazdık.


Abay’ın insanın göremediği cesareti ile büyük sayılacak özelliği, sömürgeci aşağılama olduğu yerdeki olabilecek kaçınma yerine mücadeleyi, iğrenme yerine öğrenmeyi, dalkavukluk yerine yatıştırmayı, koltuk seven kariyercilik yerine eğitimi seven rekabeti yerleştirip, milletimizin manevi azmin adıyla, kendine has özellikleriyle göstermesidir.


Çünkü halkına gerçekten acıyan önder çukura düşürecek değil, doruğa çıkaracak yolu gösterir.


Abay da tavsiye etmeden önce karışık zamanın bütün zorluklarını baştan geçirdi. Onun o zamanki Avrupalı seyahatcilerin ağzından “Step Çicerosu” makamıyla kodaman babası eski ve yeniye hatip oldu. Büyüklere ve padişah idaresine sözü geçerliydi. Böyle akıllı, öngörülü babanın büyüttüğü zeki genç, medresede Müslümanlık, okulda Rusça okuyup köyüne dönüp, idarecilik işlerine başladı. Eski gelenekteki soy ve boy psikolojisi ile otokrasi sömürgecilik yüz yüze gelen çekişme ortasında yürüyerek, ülkesini korumaya bütün gücünü sarf etti. Fakat emeği boşuna gitti. Kardeşleri kıskançlığa, sömürgeci halklar kuşkuyla baktı. Kederli delikanlı idareciliği bırakıp şair olmaya yöneldi. Kalan yirmi yıl ömrünü sadece eğitime, sadece edebi sanata harcadı. O emeği, insanlık akıl ve düşüncenin en büyük kişiliğine dönüştürdü. Şair Abay Kazak’ın sözlü şiirini realist yazılı şiire dönüştürdü. Eskiden yazılmamış konuları ele aldı. Eskiden ele alınmamış edebi türleri ortaya çıkardı. Dış görünüş, dış tasvir yerine insanın içine dikkatle bakacak, yaradılışın engin gizlerini açacak çok önemli felsefi ve sosyal lirik şiirler yazdı. Doğu şiirine has nezaket, ahenk, batı edebiyatına has net araştırmacı mantıkla zenginleşti.


Eğer Abay olmasaydı, bu asrın başında sanatsal sakinliğe, değişikliğe, zamanla birlikte adım atıp, zamanla kederi paylaşabilecek sosyal mantığa sahip yazılı edebiyat okulu: gerçek anlamdaki Abay okulu oluşmazdı. Magjan Jumabayev, Berniyaz Küleyev, Şangerey Bökeyev, Şakarim Kudayberdiyev şiirinde, Alihan Bökeyhanov, Ahmet Baytursunov, Gumar Karaşev, Halel Dosmuhamedov, Muhamedjan Seralin’lerin siyasi ve bilimsel yapıtlarında, Sultanmahmut Toraygırov, Spandiyar Köbeyev, Mirjakıp Dulatov, Jüsipbek Aymauıtov eserlerinde bütün tabiatıyla görünen bu okul, Abay’ın sistemleştirdiği yeni ulusal estetik dünyanın nice yapıcı olduğunu net olarak tanıttı.


Kökeni bu kevser pınardan başlayan çok dallı, çok geniş edebiyatımız 20’nci asrın zorlukları sırasında kendi halkına manevi destekte bulundu. Sadece kendi yurdunda değil, eski Sovyetler Birliğinde, hatta dünya çapında titiz toplumun çölünü basacak nitelikte manevi besin bulabildi. Biz bunun için bir buçuk asır önce estetik düşünce dolu gülizar bozkırlara cesurca adım atan Abay’ın cesaret dolu yeteneğine borçluyuz.


Abay Kunanbayoğlu’nun dünya çapı bilincinden kendi yerini kazanacak önemli fenomen olması onun sadece edebi araştırmalarıyla sınırlanmıyor. Edebiyat, Abay’ın tüm dünya yaradılışına, insani, milli, kişisel, tarihi, zamana has oluşa yelken açacak kevser deryası, eski dünyadan ebediyete kadar uçsuz bucaksız genişlikteki manevi dünyaya, manevi arşa, evren diye adlandırılan âlemin mucizevi uzaklıklarına çekecek bir taraftan ıstırabı, diğer taraftan zevkli seferin başlangıç kapısı hem derinlere indirecek, kemalete eriştirecek emellerinin altın basamağı olmuştu. Abay’ın düşünür gücü ile araştırmacılık becerikliliğin de kendi zamanının karma karışıklıklarla dolu gerçeği belirlemişti. Bu karışıklıktan çıkar yolu ararken kendi halkının milli yaradılışını detaylı bir şekilde araştırdı. Onun başındaki hasreti detaylarıyla tahlil etti. Böylece derdine derman, geleceğine yön aradı. Halkına koruyucu, milletine destekçi olarak bütün insanlığa yüce gönüllü humanistlik doruğa yükseldi. Kişi ile kişinin, halk ile halkın da arasında olabilecek kavgaların hepsinden uzak durabildi. Ulusları sevmediği halde komşu Rus halkına, başka da halklara saygıyla davrandı. Çar idaresini inkâr etmesine rağmen büyük Rus kültüründen eğitim aldı. Az sayıdaki halkı da kalabalık halkı da yakınlaştıranın manevi etkileşim olduğunu anladı. Bütün insanlığı birbirine dost saydı. Onu, batıya, doğuya, uzağa, yakına bölmeyip aynı olarak gördü. Bozkır yaşamını düzeltmek için devamlı gelişip devamlı dayanıklı olan insanlık derneğinin yaşamına derinden bakmalıydı. Böylece kendi devrindeki halkının sosyal varlığıyla sınırlı kalmayıp onu nasıl düzeltmenin, eğitmenin çarelerini araştırdı. Kendi düşüncesini ortaya attı. O, Kazak aydınlarının bu asrın başındaki sosyal kalkınma talebini de o kadar etkiledi. Bununla kalmayıp, Kazakların yirminci asırdaki toplumsal bilincini doğrudan etkileyebildi. Abay’ın sosyal düşünür olduğuna geniş bir şekilde bakılacak an günümüz dönemidir. Toplumumuzda tamamen değişiklikler olan da şimdiki dönemlerdir.


Bu açıdan bakarsak, bozkır felsefecisi halkına merhamet etmek onunla birlikte ağlamak değil, ona kendi kendini dayanıklı kılmanın özel yolunu belirtmektir diye anlaması hiçbir şüphe doğurmayan açık meseledir.


Abay’a böyle riski göze almayı cesaret ettiren, onun bu kadar namusunu bileyen Kazak bozkırlarındaki aşağılayıcı siyaset ve dalkavukluk yapan sosyal bencillik idi. Onları yakasından alarak dövüşmekten bir şey çıkmayacağını anladı. Kenesarı dönemi mücadelesi bitmek üzereyken, dünyaya gelen bebek beşikteyken bile bağımsız ülke olmaktan tamamen ümidini kesmişti, başkasının boyunduruğu altında çalışıp, derecesini yükseltmek isteyenlerin kargaşalarını görerek büyüdü. Bağımlılık sıkı şekilde yerleşip, artık her şey olmuşken saf halkı fitneye sokmanın insanlığa aykırı olduğuna inandı. Öç almanın başka yolu mu var? Var.


Abayca söylersek “evvel para kazan” der. Aksine “karnı aç kişinin boyunda akıl, ar, bilime tutku nereden olacak?”. Para kazansa karın doyar. Ondan sonra bilim, sanat lazımmış.”


Bilim ve sanatı nerede aramak gerekir?


Abayca söylersek:

 “Rusça okumak gerek, hikmet de, para da, sanat da, bilim de hepsi Rus’tadır. Rus bilimi, sanatı dünyanın anahtarıdır. Onu öğrenene dünya ucuzdur”.


Duymak isteyenlere bambaşka bir cevap. Çok fayda isteyen, başarı peşinden koşan menfaatçi bakış değil miydi? Böyle aklın, çarın unvan sahiplerinin dağıttıkları fikirden nesi eksik? Unvan sahipleri köy sakinini aşağılamayı ister, Abay ise eşitleştirmeyi ister. Onun anlayışında o ortamın “Zararından uzak, faydasına ortak olmak için eğitimini, ilmini bilmek gerekir. Sen onun dilini öğrensen dünyaya bakışın gelişir, herkesin dilini, sanatını bilen kişi onunla aynı seviyeye girer, kimseye bağımlı olmaz, kimseye yalvarmaz”. Bundan çıkacak sonuç: aşağılatanın medeniyetini edinip, kibirlenenden biliminle üstün olarak kendi payını telafi edebilirsin. Aksi takdirde, az ile çoğun, güçlü ile güçsüzün arasında başka türlü eşitlik olması hiç mümkün değil.


Öylesine yaramazlık gibi görünen bu kaideyi Abay kendi ömrüyle kanıtlayabildi. Bozkırdaki keçe evinde yatarak Rus klasiklerini tamamıyla okuyup, sırayla Kazakçaya çevirip, halkına yaymakla meşgul oldu. Onunla kalmayıp, Rus dili aracılığıyla Bayron, Gete, Şiller, Lesaj, Dümo, Mitskeviçleri araştırıp Kazakça söyletmeye çalıştı. Hatta Eski Yunan, eski Roma devirlerine karışıp Aristotel ile Sokrattan başlayarak, Spinoza ile Spenser gibi ünlü düşünürleri detaylı araştırdı. Darvin’i araştırarak doğa bilimleriyle tanışıp, New York üniversitesinin profesörü Chon William Dreper’in eserlerine dikkatle eğildi, Avrupa’nın düşünce gelişimi, tarihi, katoliklik ile ilim arasındaki iletişim tarihiyle tanışmış oldu. “Benim Kabem artık Batı’ya döndü” demesi de ondandı.


Duygusal şair, canlı düşünür, bilgin bozkır yaşamını başka dünya varlığıyla karşılaştırarak araştırmayı anlamak istedi. Çocukluğundan tanıdık Arap, Fars dilindeki kitapları yeniden karıştırarak Doğu şiirine, tarihine, felsefesini son görüşüyle yeniden değerlendirdi. Özellikle Taberi, Rabguzi, Raşid-ed-din, Babur, Abılgazi eserlerine çok dikkat çekti. Doğu zihniyeti ile İslam hukukunu detaylı araştırdı. Kendi zamanındaki Orta Asya ile Güney Asya’nın kültürel ve manevi hayatından çok haberdar oldu.


Abay zihniyeti sadece dış dünyaya dikkat çekmeyip, milli varlığı değerlendirecek esas miraslara da dikkat çevirdi. Korkut, Asan Kaygı, Atalık, Sıpıra Kodantayşı, Kaztugan, Dospambet, Şalkiyiz, Matgaska, Jiyembet gibi ozanların şirlerindeki kaygı ve güç, Buhar, Töle, Kazıbek, Ayteke öğütlerindeki Abay dünya bakışının en derin ve yakın katlarıydı.


Ona müdrikler Hoca Ahmet Yesevi, el-Farabi, Yusuf Balasagun, Mahmud Kaşkari, Muhammed Haydari, Dulati, Kadırgali Jalayır, Muhammed İbn Kays, Husan Addin Barşinlegi’nin eserlerini katarsak Kazak şairinin çok katlı, çok taraflı dünya bakışına hayran olurdunuz.


İki dev kıtayı altın kemer gibi kuşatarak kucaklayan eski sahrada kalıplaşmış bilgelik düşüncenin ne kadar derin, ne kadar kapsamlı, belli bir medeniyet, okul, akım çemberine tutuklanmayacak kadar ne kadar da azad ve serbest olacağına inanırdınız.


Abay’ın bakışı ne kadar da geniş ise, hayret ettiği, imrendiği, iğrendiği, tutkusu, aldığı etkileri o kadar geniş, fark ettiği, yorumladığı sağduyusu da o kadar derindi.


Fakat onun bu kadar karışık manevi dünyasına özel bir özellik katan etki ve düşünce, duygu ve mantık, ahenk ve tür ara ilişkisini ayırmadan, samimi insanlık, samimi kişilik ve samimi kemâlâttır. Herhangi gelişim açısından bakan diyalektik hızdır. İlgisiz burjuvaya boyun eğmek istemeyen gerçeklik ve endişe.


Asya’nın dış bölgesinde doğup büyüyen bozkır şairine böyle manevi rasyonalizm, insani maksimalizm nereden gelmiştir? Onun eserlerine o sıralar Avrupa’nın bile kabul edemediği, insanı esas kişilik, insanlığı esas haysiyet sayan yeniden gelişme emelleri, gerçek anlamdaki yeniden yapma görüşleri nereden sinmiştir?


Okuduğu kitaptan mı, zamandan mı, çevresinden mi, her gün göz önünde gezen kederli varlıktan mı?


Doğrusu, sonundakidir. Kafasındaki düşünce halkını düşünen, kargaşadan yorulan, binle yalnız mücadele eden, çok yorulan bilinci, özellikle, bütün dünya tamamen değişse de değişmeyen bozkır yaşamı idi. Geniş bozkırın hangi tarafından baksa da göze batan sessiz geri kalmışlık idi. Bunu hala anlamayan saf halkı idi.


Önceden kendinden başkanın hepsini alay eden köylülerini dinleyerek “bizden başka herkes ahmak, en iyi halk biziz” diye düşündüğü saf düşünceyle çevresine dikkatle bakarsa, dün alay ettiklerinin hepsi bunları geçmiş. Birilerinin “ekmediği ekin yok, yetiştirmediği meyve yok”, tüccarının bile gezmediği yer kalmamış, yapmadığı iş yok”. Birileri “askere de dayanır, kazaya da dayanır, molla, medresesini koruyup, dinini saklamaya hazır”. Birilerinin biz, köle ve cariyesinden beteriz, “birimiz ırgat, birimiz kapıcıyız”, “önceki övündüğümüz, güldüğümüz, sevindiğimiz şeyler nerede?”.


Abay’ın bütün aklında bu sorular geziyordu, bunları “fark etmeyen kişinin hem bu dünyada hem ahirette başı ağrıyacağı gerçektir”. Sağırın başını ahirette ağrıtacak var mı, yok mu? Olgun kişinin başı ise bu dünyada bile karışacağı sözsüzdür. Fakat böyle “devamlı bu endişeyle yaşayabilecek miyiz?” Devamlı kedere dayanabilir miyiz?”


Batı ve doğu mürşitlerini araştırarak çıkardığı sonuç: Allah’ın özü de gerçek, sözü de gerçek; o kimseye kötü ol, zalim ol, istismarcı ol dememiştir; öyleyse Allah’ı dinlemeden kurnazlık düzelmez; kurnazlık düzelmeden boğaz haram yemeyi bırakmaz, helal olmadan insan düzelmez; insan düzelmeden toplum düzelmez; halkın düzelmesi için her birey kendi kendini düzeltmesi gerek. Onun için “sevinilmeyecek şeye sevinmeyi, utanılmayacak şeyden utanmayı” bırakmalı. Bizi bunlardan temizleyen tek deva emektir, çalışmaktır. Abay’ın düşüncesinde “Çalışma marifeti arttırır. Çalışma duyduğu şeyi pekiştirir. İnsan aldığı bilimi düzene sokar, gereklisini gereksizden eleyerek akıllı olur”. Bu yüzden de, o, çalışmayı bütün iyiliğin temeli, çalışmaya olan sevgiyi insan hayatının esas önemi ve amacı sayar. Tembelliği ise tüm inatçılığın, ondan meydana gelecek dalkavukluğu tüm zararın, palavrayı düzelmekten ümidini kesen çaresizliğin esas atası diye anlatır. Halkını “düzene sokmayınca dilenciye” dönüştürmeyen tek davranış: “Tarım, ticaret, meslek, ilim” diye bildi. O sadece gayret ve istek olduğu zaman gerçekleşir. Abay’ın “Allah sana çalışmaya yetecek güç verdi ama sen çalışmıyorsun. Allah sana ilim verdi ama sen okumuyorsun. Allah sana bilinç verdi ama sen onu kaybettin. Sen üşenmeden çalışırsan, sabırla araştırıp, faydalı iş yaparsan zengin olurdun” diye suçlaması da o yüzdendir.


O, sadece çalışmanın sayesinde insan ahlaki açıdan gelişip, ailesine, genç nesil terbiyesine, anne baba, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik borcu görüşünü değiştirebilir kanısındadır. Aksi takdirde, atadan kalan mirasa övünen otlakçı, halkın arkasında gününü gören sinsi, başkalarının eşyasına göz diken gizli düşmanlık ve hırsızlık, tembellik ve dalkavukluk, zalimlik ve kibirliliği uyandırmazsa ailesinin durumunu da başkasının durumunu da düzene sokamazdı. Abay’a göre bütün anlayışın gerçek önemini açıklayacak ölçü çalışmaya olan bakıştır. Altıncı sözünden işbu parçayı alalım: “Kazak der: “Birlik olmadan dirlik olmaz”. Burada söylediği hangi birlik? Kazak düşünür. at ortak, aş ortak, giyim ortak, devlet ortak olsa der. O durumda zenginlikten ne fayda, fakirlikten ne zarar? Akraba kaybolmadan servet arayıp ne yapalım? Bu mu birlik? Hayır, birlik akılda birlik, servette birlik değil. Birlik servete satılırsa ahmaklıktır. Akraba almadan birlik kılsın. O zaman herkes nasibini Allah’tan diler veya iş arar. Oysa halkı birbirinden bela arar. Bunun neresinden birlik çıktı?


“Bolluk öncesi varlık” diyoruz. Hangi varlık? Can gövdeden çıkmayınca mı? Öyle varlık itte de var. Varlık bu da değil. Kalbiniz, gözünüz diri ise onu der. Kendin sağ isen de, kalbinin gücü olsa, akıl bulacak söz anlayamazsın. Helal işle üşenmeden para kazanmaya azimli olamazsın”.


Püf noktası bu değil miydi? Genelde, bizim günümüzde ele aldığımız çok işlerin delillerini başka taraftan aramaya lüzum yok. Her şeyi Abay’dan bulursun.


Günümüz uluslararası durumlara ilişkin edindiğimiz devletin iç ve dış siyasetine cevabı Abay’da bulabiliriz. “Bütün insanı kardeşim diye sev” dediği satırlardan halklar dostluğu şair için eşit yaşamanın yalan diplomasisi değil, yaşamın esas anlamını belirten yüce murat olduğu görülür. Şair bakışını günümüz diliyle belirtsek başka ülkelerle dostluk ilişkide, dayanışmada olma politikası bizim ülke olarak sıraya girmemizin ön şartlarından biridir. Başka gelişmiş ülkeler ne yaparsa onu yap, ilmini, kültürünü öğren diyor Abay. Onun için başkalarıyla “kültürel, ekonomik, siyasi etkileşim" gerek, onun günümüzce tabiri uyum yani bütünleşme.


“Birini, Kazak, birini dost, görmezsen işin hepsi boş” dediği sözler millet olarak uyumumuzun esas şartıdır. Kendi halkımızın amacı için mücadelede dostluk, uyum, birlik lazım değil mi? Lazım. Öyleyse, Abay sözünü derinden anlayıp, onunla başkalarını utandırmak değil, kendi kendimizi utandırmaya çalışalım.


Değişik tarihi durumda yaşayan Kazak halkına bundan sonra eskisi gibi yaşanmayacağını, zaman akışına göre çalışıp, meslek edinip, ticareti öğrenmek gerektiğini de ilk olarak söyleyen Abay’dır. Yani, Kazak toplumuna hem sosyal reformu hem ekonomik reformu da ilk olarak sunan Abay’dır.


Toprağından, suyundan, bağımsızlığından, yönetiminden ayrılan Kazak’ı kurtarmanın tek çaresi, onun manevi dünyasını, milli ve insani iyi özelliklerini korumak olduğunu, o zaman milli özelliğini yaşatacağını şair iyi anladı. Onun için kendi de büyük gayretle çalıştı.


Abay’ dikkatle okuyan insan onun dünya bakışı günümüz piyasa ekonomisiyle de doğrudan uyum sağladığını fark edebilir. Abay âlemi bizi yedi gece kaybettirmeyecek deniz feneri gibidir. Buna bakarak varlığımızın doğru ve yanlışını değerlendirebiliriz. Çünkü bizi rahat bırakmayan çok sorunun cevabını Abay ta eskiden söylemiştir. Abay’ı okuyarak yurdumuzu düzene sokabilirdik. Maalesef, birisinin zamanı yok, birisinin anlayışı dar, birisinin hiç isteği yoktur.


Yoksa çok şey evvela herkesin kendi kendini düzene sokamayışından gelişemiyor, öyle değil miydi?


Kendi halkını “yurt olsun, büyüsün, gelişsin” diyen her insan önce Abay’ı okusun, Abay’ı dinlesin. “Eğer de akıllı kişilerin sırasında olmak istersen günde bir kere, olmazsa, haftada bir, hiç olmazsa ayda bir kendini hesaba çek! Önceki hesabından sonraki yaşamını nasıl geçirmişsin, eğitime, ahirete, bu dünyaya faydalı mı, pişman olmayacak şekilde mi geçirmişsin? Yoksa nasıl geçirdiğini kendin de mi fark etmedin?” diyen şair sözlerini bir hatırlayalım.


Eğer herkes geçmişini unutup, değişikliğe uğradığımız on sene, bağımsızlığı aldığımız dört sene içindeki yaşamını hatırlayarak, ne kadar imkânı boşa çevirdiğini, ne kadar şeyi boş verdiğini daha iyi anlardı. Önceleri akrabaya, sonra hükümete avuç açan, kendi durumunu kendisi düşünmeyip başkalarından medet uman sosyal tembellik çok insanımızı hala hızla değişmekte olan zaman talebine uyduramıyor. Böyle kaygısızlık ve yolsuzluk nedeninden dışarıda sanayi ve işler, evdeki durum aksamaktadır. Birisinden talimat bekleyip, herkese el açmak, kendiliğinden bilmemek, bağırmazsan anlamamak yüzünden hareket yerine hile, iş yerine söz, teklif yerine yalvarmak, onay yerine bahane, tavsiye yerine şantaj gelişmektedir.


Tarihin verdiği imkân ile tabiatın verdiği servetin henüz kendi yerini bulamayıp, boşuna gitmesi çok üzüyor. Onun için dışa öfkelenemeyiz. Bağımsızlığımızı derhal kabul etti. Yardımlarını sundu. Ekonomimizi, sosyal ve kültürel gelişmemizi kalkındırma yolunda beraber olmaya hazır olduklarını bildirdi. Herkesle dostça ilişkideyiz. Hem uzakla hem yakınla alışveriş içindeyiz. Tam iş durumunu sağlayacak her şey var. Eksik olanı: Abay’ın dediği ilgi ile gayret, öğrenmeye gayret, bilmeye gayret, çalışmaya gayret hızlanma yerine zayıflamaktadır. Onun yerine Abay’ın dediği inatçılık ile yaramazlık, “yalan ile dedikoduyu yakın tutan” kavgacılık ve palavra, kendi ülkesini kendisi takip eden” hırsızlık ile kıskançlık, ayırımcılık ile “söz gezdiren, halkı kışkırtan particilik” azalmıyor. Ekonomik etkinliği, Abay gibi söylersek, “kendi toprağıyla, kendi yurduyla boğuşup, düşüncesizlere kucağını açıp savurganlıkla”, “halka hayırlı iş yapmayıp”, “karın suyu gibi çabuk erir, çalışmadan bulunan servet-devlet”, siyasi etkinliği kavga olmayan yerden düşman aramakla, sosyal etkinliği takılacak feda ile her şeye burnunu sokan merak ile karıştırmak geniş çapta yayılmaktadır. Buna küsmeyip de neye küser? Kendimize öfkelenmeye mecburuz. Bunun hepsi “Yarım sevgi yarım fark eder” denilir gibi bağımsızlığımız ile özgürlüğümüzün değerini yarım kavrayıp, yarım değerlendirmekten ortaya çıkan hastalıklardır. Bu arada büyük şairin: “Atını yarışlarda yarıştıran atını destekleyen akrabalarının neden senin atının birinci gelince üzülüyor ve yarışlara kızıyor? Huzur arayan, huzuru bulamayan kimsenin huzur olduğu zaman bir anda huzurdan yorulması neden? Hasta kişinin yiğit gibi görünmesi neden? Fakir kişinin kibirli olması neden? Kazakların gerçek söze inanmayıp, kulak asmayıp, dinlemeye zamanı olmayıp, zararlı söze, yalana uyup, tüm işleri su gibi aksa da onu bütünüyle duyup anlamazlıktan gelmesi neden?” dediği sözler akla gelir. Bu feryadın günümüz yaşadığımız toplumla da ilişkisi olduğunu aklımızdan çıkaramayalım.


Siz iyi bilirsiniz, toplandığımız bütün büyük meclislerde ben, halkımızın birliği ve dostça geçindiği hakkında hep söylemişimdir. Çünkü eskiden bellidir ki ülke olmanın tek çaresi iç birliğidir.


Tarihin bütün döneminde Kazak kavgadan da düşmandan da yenildiyse birlik ve beraberliğin eksikliğinden yenilmiştir. Abay’ın da canına batan keder buydu. Eğer yurdunda birlik olsaydı, Abay:


“Herkes kendine göre başkan pek dar kafalı 
İşte, bozmadı mı ki yurdun halini? 
Birlik yok, bolluk yok, gerçek niyet yok, 
Karıştı servetin, baktığın yılkılar.”


"Kafada beyin, eldeki mal kavgada kalan, Gücünü gösteren kıskanç bozdu huzuru,” diye pişman olur muydu?


Ancak Abay yine şöyle der: “Eski atalarımızın bu zamandakilerden üstün iki karakteri varmış. O iki karakter hangisi dersen, önce, o zamanlar ülke başı, takım başı adlanan kişiler varmış. Göçerken, kavga, çatışma olursa iktidar onlarda olurmuş. “İki dizgin, yani iktidarı sana verdik, bozmak değil, eksiklerini geliştiririm” diyerek kötü tarafını gizleyip, iyi tarafını yükseltmeye çalışırmış. Onu üstün gören, evliya sayan, ondan sonrakiler de bu yoldan çıkmıyorlarmış. Herkes kendi kardeşi, hepsi kendi malı olunca gerçekten de akılsız olmazsa, onları düşünmeyip de ne yapar?


İkincisi, çok namusluymuş. Her zaman sevinçte de kaygıda da çağırıldıkları yere akraba arasındaki kavga, öfkeye bakmadan gidip canı gönlüyle yardım edermiş. “Akrabada azan olsa da, ondan bezen olmaz” der. “Altısı ala (dargın) olsa ağzındaki (yanındaki) gider, dördü tam olsa uzaktaki gelir” der. Hani, bu iki karakter nerede?”(Abay’ın “Kara Sözleri”, 39.söz).


Yurt olmanın kaidesi gibi olan, uyum ile birliğin gözü, bu iki karakter, tam bugün millet kaderi çözülür anda bizim için eskisinden daha çok gereklidir. Gerçi, ben şimdi Abayca tedirgin olup, bu iki karakter bizde hiç yok diyemem. Çünkü vatandaşlarım bana iki kere mertlik gösterip, güvenerek iktidarı benim elime verdi. Onlar gerçekleşti. Ben de sözümde duracağım: herkes kardeşimdir, öyleyse ben de boş durmam, onlara yardımcı olacağım. Onlardan ayrı endişem yok, onlardan ayrı kaygım yok. Ne görürsem halkımla birlikte görürüm, yurdumla birlikte görürüm, halkımla birlikte yenerim. Bu arada açık söylenecek bir mesele var: biz ekonomideki reformdan nasıl vazgeçmiyorsak, demokrasiden de öyle vazgeçmiyoruz. Çünkü demokratik özgürlük olmayan yerde ekonomik özgürlük de olmaz ve aksine, biz o özgürlüğe engel olan şeyleri düzeltiriz. Yoksa geçici zorlukları kullanarak özel egemenlik kuracak yerde tanrı olayım denen kimse yok. Böyle çığlık, gerçekten de, Abay’ın dediği gibi üzüntülü rekabetle, sessiz olamayanlarla karıştırmış olanların ağzından çıkabilir. Bizim bozkırın, etkisizlikle dayansa da zulme hiç dayanmadığını iyi biliyorum. Kendim için değil, yurdum için düşünüp taşınıyorum: kendi başıma gerekliyi herhangi bir gün bulurum. Halkımın ihtiyacını nereden bulurum, nasıl bulurum diye düşünüp taşınmak sadece benim değil, her vatandaşın görevi ve aklında bulunmalıdır. Bunları uzaktaki, yakındaki siyasetçilerin bazıları anlamadığı halde halkımızın iyi anladığına razıyım.


Kısacası, Abay arzuları sadece bir milletin tutunacağı emeller değil, bütün insanlığın emelleridir. Kazak toprağında bunun gerçekleşme imkânı şimdi ortaya çıkmaktadır. İşbu siz ve bize nasip olmaktadır. Çünkü biz bu bozkırlarda yaşayan nesillerin içinde deminki imkânları elde etmekte olan ilk ve öz nesiliz. Bu yüzden büyük düşünür-demokrat, büyük manevi reformcu Abay’a en yakın, nesil sadece biziz. Böyle yakınlık bize tarih karşısında büyük sorumluluk yükler. Saygıdeğer üstadın vasiyet ettiği değerli emellerin sadece hayal yüzünde kalmayıp, net gerçeğe, net sosyal varlığa dönüşüp dönüşmeyeceği bize bağlıdır. Onun eserlerindeki gerçek hümanizm, insan amacına olan ilgi, bir başka özen, hayata dimdik bakan gerçeklik, tembellikten, özensizlikten, zulümden, açgözlülükten nefret eden manevi maksimalizm bizim gerçekleştirecek olan girişimimizin de esas özelliğine, esas içeriğine dönüşmesi lazım.


Abay’ın dediğine göre, insan mutlu olması için onun isteği ve o isteğin amacına ulaşması için başkalarının ilgisi lazım. “Dostluğu dostluk çağırır” denmesi de boşu boşuna değil. Bu yüzden de, o ulusal bütünlük, iç bütünlüğünü, dayanışma ve etkileşimi çok arzuladı. Halkın istediğine ulaşması için de onun çevresiyle tam bütünleşme ve etkileşme içinde olması lazımdır. Bu, bizim günümüzde kaderimize karar veren en önemli tarihi faktörlerden biridir.


Biz de şimdi kendi milletimiz içindeki hem de uluslararası dostluğa dünyadaki bütün ülke, tüm halklarla dayanışmaya, kültürlerarası etkileşime de Abay gibi bakıp, Abay gibi saygı duymaya ayrıca önem veriyoruz.


Sonuç olarak, günümüzde hepimizin değer verdiğimiz büyük akıl sahibi bundan bir buçuk asır önce kendi dönemindeki medeniyet adından dış kalan bölgede yaşayıp, sadece günümüz medeniyeti sağlayacak insanlar ile halkların özgürlüğü ve dostluğuna esas edilen, iyilik ve hayırlı işleri aynı üstün gelişen özgür toplumun nasıl olması gerektiğini de tam değerlendirebilmiş.


Bugün, o soylu kalp, değerli akıl sahibinin doğru değerlendirdiği mükemmellik toplumunu gerçekleştirebilecek ahlaki imkân bizde vardır. Şairin arzuladığı ilim, sanat, meslek, bilim de eskisi gibi az bulunur değil. Halkımızın gözü açık, okumuş insanlar, uzmanlarımız bilgilidir. Halkımız dostça geçiniyor. Toplumun üçte biri otuz yaşını doldurmayan gençler. Sadece bilime uygun yetenek, bilime uygun bilinç, gençliğe layık alev, güç, yaratıcılık olursa Abay’ın eline değil, ağzına bağladığı amaçları gerçekleştirmeyi zaman gerektiriyor.


Abay yılını çok iyi geçiriyoruz. Abay’ın şiirlerini ezberlememiz iyi. Onun derin düşüncesi ile fikrini sadece konuşmamızda değil, her günkü yaşamımıza tuğla gibi döşenecek kesin işe dönüştürürsek çok iyi olur.


Onun gösterdiği eğitim ve arzuladığı emellere içten değer vermemiz, adalet ve asalet üstadı karşısındaki oğulluk borcumuzu derinden anlayıp, ödeyebildiğimizin tek işareti olarak bulunur.


Günümüzde ülkemizde yapılmakta olan büyük işlerin neticeli olmasına en gerekli şey inançtır, güvendir. Ülkeye ihanet ilk önce onun geleceğine güvenmemekten başlar. Yüce Abay’ın, endişeli Abay’ın geleceğe olan inancını hiç kaybetmediğini bu sözlerinden görebiliriz: "Kimin başı belaya girmemiştir ki, kim kötülük görmemiştir ki. Ümidini kesmek gayretsizliktir. Dünyadaki hiçbir şeyin sonunun olmadığı, geçici olduğu doğru, kötülük nasıl kalıcı olabilir dersin? Çok sert kış mevsiminin ardına yeşilliği bol, güzel yaz mevsimi gelmiyor mu?” der büyük şair. Gerçekleşsin, can baba!


Yurdumun başına düşen bugünkü zor dönemin sabit kalmayacağına, halkımızın gönlünü hoşnut eden barışın, sevgi dolu rızkın, bolluk dolu günlerin yarın geleceğine güvenim sonsuzdur.


Abay’ı bizimle ebedileştirecek olan bu anlayıştır, bu inançtır.


Öyleyse, Abay örneği her zaman göz önümüzde olsun! Bütün işlerimiz Abay’ın arzu ettiği gibi yükseklerden görünsün!


Teşekkür ederim!

NURSULTAN NAZARBAYEV



Kaynak:
Ayan, Ekrem Bir Devrin Aynası Abay Kunanbay ve Kara Sözler/ yazar: Ekrem Ayan. – Ankara: Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, 2017 190 s. ; 16x24 cm. – (Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi inceleme-araştırma dizisi; yayın no: 48)
Share:

ABAY KUNANBAY'IN KAZAK KÜLTÜRÜNDEKİ YERİ

 

ABAY KUNANBAY'IN KAZAK KÜLTÜRÜNDEKİ YERİ


Abay, ilk realist Kazak şairidir. Modern şiirin kurucusu olarak kabul edilir. Yaşadığı devirde çevresindeki edebiyatçılara tesir etmiş ve kendisinden sonra milliyetçi genç şairlerin yetişmesine vesile olmuştur. Özellikle edebiyatı halkı eğitmek için bir vasıta olarak kullanmış, insan ve tabiat sevgisini, bilimi, ilerlemeyi ve medeniyeti öven Kazak Türklerinin gelenek ve adetlerini konu edinen şiirleri ile onların bozkır hayatından yerleşik hayata geçişte köprü vazifesi görmüştür.58 Kazak edebiyatının önde gelen temsilcisi olan Abay, büyük şairliği yanında, Kazakistan’ın toplum ve edebiyat yapısı hakkında bilimsel araştırmalar yapan önemli bir araştırmacıdır. Adalet ve insanlık, sanat ve bilim için mücadele etmiş, kadının toplum içindeki yeri ve özgürlüğü, şiir ve bütün sanat ürünlerinin değeri üzerinde önemle durmuştur. Abay eserlerinde, çağdaş düşünceyi yorumlama ve dile getirme gücünü göstermiştir. Onun, eski ile yeniyi şiirinde birleştirme ve bunu Kazak geleneksel hayat tarzının kendisine özgü unsurlarıyla süsleme başarısı, Abay’ı milli olmaktan öte, evrensele de taşımıştır. Onu değerli kılan özelliklerin başında, Kazak halkına yol göstericiliği gelir. O, halkı çalışmaya, aydınları araştırma yapmaya, insanlık ideallerini gerçekleştirmeye ve bu yolda emek sarf etmeye çağırır.59 Abay, yazılarını halkını tanımaya ve tanıtmaya adadı, halkın kusurlarını göstererek, bu kusurlarından arınmaya çağırdı. Halkını, memleketini ve tabiatını tasvir etti, yaşadığı dönemdeki halkın durumuna üzüldü ve bunun acısını adeta kendisi yaşadı. Halkı gelecek için hazırlanmaya, eğitime, bilime davet etti. Kazak gençlerini ve genel olarak Kazakları yurdunu sevmeye, milletini tanımaya ve milletine hizmet etmeye çağırdı.60

Abay, Kazak halkını sadece sevmekle kalmadı, aynı zamanda halkının toplumsal ilerleyişini daha ileriye götürmede, fikir ve düşünce dünyasını geliştirmede milli düşünce ve sezgisini yüceltmede, milli kültürünü, özellikle de milli edebiyatını geliştirmede çok büyük emek sarf etmiş bir mücadele adamıdır.61

Abay’ın eserleri sadece Kazak edebiyatının değil, Kazak kültürünün, ruhaniyatının ve en önemlisi Kazak dilinin temel taşlarından biri sayılır. Bu yüzden Kazaklar Abay’ı “büyük şahsiyet, velûd şair ve Kazakça’nın ustası” olarak bilirler. Abay’ın Kazak yazılı edebiyatı ve dilinin gelişmesinde rolü büyüktür.62

XIX. yüzyılda ilk örnekleri ortaya çıkmaya başlayan Kazak yazılı edebiyatında Abay Kunanbay, modern Kazak edebiyatının en önemli temsilcilerindendir. Hem edebiyat hem sosyal hayatla ilgili yenilikçi düşünceleriyle kendinden sonraki Kazak aydınlarının örnek aldığı bir kişi olmuştur. Üslûp ve konu bakımından pek çok yenilik getiren Abay’ın eserleri Kazak edebiyatının klasikleri arasına girmiştir. Sovyetler Birliği devrinde birçok yazar ve şairin eserleri yasaklandığı halde Abay bu yasaklamanın dışında tutulmuş, bu sayede Kazak edebiyatında önemli bir yere sahip olmuş ve hakkında en çok araştırma yapılan edebiyatçılar arasına girmiştir.63 Abay, altmış yıllık ömrü boyunca yazmış olduğu eserleriyle sadece Kazak halkı için değil, bütün insanlık için sönmez bir ışık bıraktı. Abaysız Kazak edebiyatı düşünmek mümkün değildir. Çünkü Abay, Kazak edebiyatının gelişmesine olağanüstü hizmetleri olmuş, çok değerli bir ozandır. Gelecek nesillerin de yüreğinde sonsuza kadar yaşayacaktır.64

Abay’ın doğumunun 150’nci yılı dolayısıyla UNESCO tarafından bütün dünyada 1995 yılı Abay Yılı olarak ilan edilmiştir. Böylece Abay, sadece Kazak halkına değil tüm dünyaya mal olmuş bir kişidir. 2015 yılı Abay’ın doğumunun 170’inci yılıdır. Bu vesileyle Abay’ın doğum yılı Kazakistan’da geniş çaplı kültürel ve sosyal faaliyetlerle kutlanmaktadır.

DİPNOTLAR:

58 Aşa, E.; “Abay Yılı ve Almatı’da Dikkat Çekici Bir Konferans”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, TDK Yayınları, Ankara, Güz-1997, S: 4, s. 227.

59 Çınar, A., A.; “Büyük Kazka Şairi Abay Kunanbay (1845-1904)”, Tür Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, TDK Yayınları, Ankara, Bahar-1997, S: 3, s. 119.

60 Kıdırali, D.; Türkistan’daki Yenileşme Döneminin Öncüsü: Abay, Kardeş Kalemler, Yıl: 7, S.83, Kasım 2013, s. 81

61 Uygur, C. V.; Kazakların Büyük Dahisi Abay, PAÜ Eğitim Fakültesi Dergisi, S. 2, Isparta 1997, s. 1.

62 İbragim, D.; “Kazak Şairi Abay Kunanbayoğlu’nun Eserlerinde Kara Kelimesinin Kullanımına Dair”, Problemı İzuçeniya i Prepodavaniya Tyurskoy Filologii; Preemctvennost Pokoleniy,Sbornik Materiyalov Mejdunarodnoy Nauçno-Praktiçeskoy Konferentsii, Posvyaşennoy 80-letiyu Akademika M.Z. Zakieva i 10-letiyu kafedrı Tatarskoy Filologii Rossiya, Respublika Başkortostan, G. Sterlitamak, 18-20 sentyabrya 2008 goda, s. 352.

63 Kalkan, İ.; Abay Kunanbay, İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, İstanbul 2002, C. 26, s. 374.

64 Kunanbay, A.; Şiirler, Çev. Zafer Kibar, SFN Grafik, Tasarım, Baskı, Ankara 2014, s. 13.


Kaynak:

Ayan, Ekrem Bir Devrin Aynası Abay Kunanbay ve Kara Sözler/ yazar: Ekrem Ayan. – Ankara: Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, 2017 190 s. ; 16x24 cm. – (Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi inceleme-araştırma dizisi; yayın no: 48)


Share:

ABAY KUNANBAY'IN ESERLERİ

 ABAY KUNANBAY'IN ESERLERİ

İhtilalden önce ve ihtilalin ilk yıllarında Abay’ın mirası olan eserlerinin halka yayılmasında bir takım insanların çok emeği olmuştur ve bu insanlar Abay’ın eserlerini tekrar yazarak çoğaltmış ve halka dağıtmıştır. Bunların bazıları Abay’ın kendi etrafından, ailesinden olan Kökbay, Akılbay, Mağaviya ve Kekitay’dı. Bunlardan başka Abay’ın kendi köyündeki ve komşu köylerdeki eğitimli kişiler de katkı sağlamıştır. Abay kendi eserlerini toplayıp düzenlemiş değildir. Mağaviya, Kekitay ve Kökbay’ın anlattığına göre sadece 1896 yılından itibaren Abay kendi eserlerini toplamaya karar vermiştir. Ğabithan, Kişkene Molla gibi ihtiyarlar Abay’ın eserlerini erkenden derlemeye başlamışlar, yeni kopyalarını yazmışlardır. Esas itibarıyla Abay’ın eserlerini çoğaltan ve yayan kişiler arasında Mürseyit Bikeyulı’yı özellikle anmak gerekir. Günümüzde Abay’ın basılmış olan eserlerindeki şiirler ve nesirler Mürseyit’in yazdığı, derlediği nüshalardan oluşmaktadır. Çünkü Abay’ın kendi eliyle yazdığı nüshalar muhafaza edilememiştir. Sadece “Biraz söz Qazaqtıñ tübi qaydan şıqqanı turalı” (Kazak halkının kökünün nereden geldiğine dair söz) adlı nesir yazısından başka el yazma olmadığından Abay’ın kendi dönemindeki eserlerini çoğaltan Mürseyit’in elyazmaları, doğru yazma kaynak olarak değer verilmektedir. Kara Sözleri kitap bütünlüğünde derleyip düzenleyen ve çoğaltan Mürseyit, bütün bu kutsal hizmetlerinin yanı sıra Abay’ın şair öğrencileri Kökbay, Mağaviya ve Akılbay’ın eserlerini de toplamıştır.32

Abay 14 yaşından itibaren hiciv şiirleri yazmaya başlamıştır. Bu şiirler gençler arasında çok yayılmasına rağmen bu tür şiirlere fazla önem vermemiştir.33 Abay gençliğinde Arap, Fars ve Türk şairlerin şiirlerini taklit ederek kendisi de şiir yazmaya başlamış ve “Fuzuli, Şemsi, Sayhali”, “Jüzi Ravşan” adlı şiirlerini bu yolla yazmıştır. Abay’ın gençlik döneminde yazdığı şiirler azdır. 1864 yılında 19 yaşında “Elif Biy” (Elif Be) şiirini yazdı. Bundan sonraki yazdığı şiirlerin tarihleri 1870 yılından itibaren devam etmiştir. Abay’ın şiirlerini el yazmalarıyla yazan ve çoğaltan Mürseyit’te ve diğer kaynaklarda 1870 yılı ile 1876 yılları arasında yazdığı şiirler hakkında malumat yoktur. 1884 yılından itibaren yazdığı şiirlerinde eksiklik yoktur. Özellikle en çok şiir yazdığı yıllar 1886, 1889 ve 1895 yıllarıdır. 1886’da 117 şiir, 1889’da 27 şiir (bunlardan 8 tanesi Rusçadan çevrilmiştir), 1895’te 13 şiir yazmıştır.34

Abay’ın mirasının araştırılma seyri iki şekilde olmuştur. Biri, Abay’ın eserleri her türlü ebatlarda bir araya getirilip yayınlanmak suretiyle olmuştur. Burada eserler tıpkıbasımı veya diğer dillere çevirileri yapılmıştır. Diğeri ise, Abay’ın eserleri çeşitli bilim dallarında da incelenerek özel bir araştırmaya tabi tutulmuştur.35 Abaytanuv yani Abay’ı tanımak, anlamak, bilmek artık kendi başına bir bilim dalı olmuştur. Bu bilim dalının temelini oluşturan da M. O. Avezov’dur. Abay’ın eserlerini ilk kez toplu halde matbaada bastırmış ve yayınlamıştır. Abay’ın hayatı ve sanatını, ilmi görüşlerini derin incelemelerle araştırıp çok kapsamlı bir monografya hazırlayan da yine Avezov’dur. Abay üzerine çok fazla makale yazmıştır. O günlerden itibaren Abay’ın mirası, sanat ve dil yönüyle hala incelenmektedir. Abay’ın dünya görüşü, toplumsal olaylara bakışı ve düşünceleri nedeniyle sadece dilciler ve edebiyatçılar tarafından değil felsefeciler, tarihçiler, hukukçular hatta ekonomistler tarafından da araştırılmaktadır.36 Rus Coğrafya Cemiyeti, Abay hakkındaki yazıları yayınlayan kurumlardan biriydi. 1906-1907 yıllarında Abay’ın resmi ve onun hakkında yazılmış bir makale yayınladılar. Yine 1914 yılında aynı cemiyet A. N. Veselovskiy’in adına çıkarttıkları özel sayılarında yer alan “Doğu Külliyatı” adlı bölümünde Abay’ın bazı şiirleri ilk defa Rusçaya çevrilerek yayınlanmıştır.37 Abay eserlerinde, dünyadaki bütün nesnelerin değiştiğini, hiçbir şeyin olduğu gibi kalmadığını savunur. Dünyanın değişmesini de kıyıya vuran dalgalara benzetir: “Dünya büyük bir göldür, zaman ise vuran yel. Öndeki dalgalar büyük ağabey, arkadan gelenler ise küçük kardeşlerdir, bunlar birbirini tamamlar”der. İslamiyete samimiyetle bağlı olan Abay, bu dünyayı önemsemeyen görüşlerden de uzaktır. Abay’a göre içinde yaşadığımız dünyanın gerçeklerini göz önüne almak, bilim ve teknikte ilerlemek ve çağdaş dünyada yer almak zorundayız.38

Abay’ın eserleri günümüzde iki cilt halinde basılmaktadır. Birinci ciltte onun manzum yazılarıyla çevirileri, ikinci ciltte ise nesir yazıları yer almaktadır. Abay’ın 200 civarındaki şiirlerinde ve Rus şairlerinden yaptığı manzum çevirilerde, tabiat, birlik beraberlik, dürüstlük, bilimin aydınlığı, sevgi, aşk, yardımseverlik, ölüm, yaşam, örf adetler, tarih ve efsane gibi çeşitli konular ele alınmaktadır. O şiirlerinde Kazak halkını geri kalmışlıktan ilerlemeye, cahillikten ilim ve bilime, tembellikten çalışmaya ve güzel huy ve ahlak sahibi olmaya öğütlemektedir.39

Kazak edebiyatı araştırmacıları Abay’ın eserlerini üç gruba ayırmaktadır: 1. Kazak Türkçesi ile yazılmış şiirler, 2. Rusçadan Kazak Türkçesine tercüme ettiği şiirler, 3. Nesir yazıları olan Kara Sözler, 3 makale ve 1 mektup. Abay’ın bu eserleri 1907-1995 yılları arasında şairin ölümünden sonra çeşitli formlarda olmak üzere pek çok kez toplu bir şekilde basılmıştır. Şiirleri bilindiği kadarıyla ilk defa toplu olarak 1907’de basılmıştır. “Mürseyit Koljazbası” adıyla bilinen bu eseri “Kekitay Jıynağı, 1909”, “Taşkent Jıynağı, 1922” takip eder. Bu baskıların ardından 1933, 1940, 1945, 1957, 1961 ve 1995 yıllarında “Tolık Jıynak adıyla birçok kez basılmıştır.40 Abay’ın şiirleri Eskendir, Masgut ve Azim adlı şiir kitaplarında toplanmıştır. Nesirleri ise Kara Sözler adıyla yayınlanmıştır. Çeviri şiirleri ise Vadim adıyla basılmıştır.41




DİPNOTLAR:

34 Jumaliyev, Q., J.; Qazaq Ädebiyeti Tariyhınıñ Mäseleleri jäne Abay Poeziyasınıñ Tili, Qazaqtıñ Memlekettik Körkem Ädebiyet Baspası, Almatı 1960, s. 75.

35 Mirzahmetov, M., M.; Abaytanuv Tariyhı, Ana Tili, Almatı 1994, s. 3.

36 Süyinşaliyev, H.; 19. Ğasırdağı Qazaq Ädebiyeti, Mektep, Almatı 1986, s. 190.

37 Süyinşaliyev, H.; Qazaq Ädebiyetiniñ Tariyhı, Sanat, Almatı 1997, s. 867.

38 İsmail, Z.; Çınar, A., A.; Abay, TÜRKSOY Yayınları, Kamer Matbaacılık, Ankara 1995, s. 19.

39 Kara, A.; Bir Söz Sanatı Ustası Kazak Milli Şairi Abay Kunanbayoğlu, Arman Dergisi, Kazak Turkleri Vakfi, İstanbul, Aralik 2004, s. 24.

40 Aşa, E.; “İbrahim Abay Kunanbayoğlu’nun Edebi Çehresi”, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. 27, 1997, s. 48-49.

41 Akhmetbekov, A.; Dostoyevski’nin Varoluşçuluk Düşüncesi ve Abay Kunanbay’e Etkisi, Dokuz Eylül üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü basılmamış yüksek lisans tezi, İzmir 2011, s. 54.



Kaynak:


Ayan, Ekrem Bir Devrin Aynası Abay Kunanbay ve Kara Sözler/ yazar: Ekrem Ayan. – Ankara: Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, 2017 190 s. ; 16x24 cm. – (Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi inceleme-araştırma dizisi; yayın no: 48)
Share:

Abay Kunanbay Kimdir? | Abay Kunanbay'ın Hayatı


Abay Kunanbay Kimdir? |  Abay Kunanbay'ın Hayatı

Şair, yazar, filozof, eğitimci ve Kazak edebiyatının modern, realist ve yenilikçi yüzü Abay Kunanbay’in soyu Orta cüz Tobıktı’daki Arğın boyundaki Oljay Batır’dan gelmektedir. Oljay Batır’dan Aydos, Kaydos, Jigitek adlı üç nesli doğmuş ve bunların her biri daha sonra bir boy olarak devam etmiştir. Aydos’un Aypara adlı hanımından Irgızbay, Kötibak, Topay, Torğay adında dört oğlu olur. Bunların içinden Irğızbay babasının yöneticilik görevini devam ettirir. Irgızbay’ın Ürker, Mırzatay, Jortar, Öskenbay adlı çocukları olur. Bunlar içinden Öskenbay, geçim ehli ve idarecilikte adil birisi olarak nam salmıştır. Bu nedenle halk arasında “haklıysan Öskenbay’a, haksızsan Eralı’ya git” diye bir söz yayılmıştır. Öskenbay’ın ilk hanımı Zere’den Kuttımuhambet, Kunanbay, Taybala adlı üç çocuğu olur. Kuttımuhambet gençken vefat eder. Zere’den sonra dört hanımı daha olan Öskenbay’ın dokuz oğlu daha olur.1 Abay 1845 yılının Ağustos2 ayında Doğu Kazakistan bölgesinde Semey’e bağlı Şıngıstav yakınlarındaki Kaskabulak’ta dünyaya gelmiştir. Abay’ın büyük dedesi Irgızbay, dedesi Öskenbay ve babası Kunanbay kendi dönemlerinin meşhur kişileri ve Tobıktı halkının yöneticileri olmuştur. Babası Kunanbay, ata babalarından daha uzun süre idarecilik yapmıştır.3 Kunanbay’in babası Öskenbay’dan itibaren başlayan yöneticilik onun nesli tarafından 150 yıl boyunca devam etmiş ve Sovyet hükümetinin yönetime el koymasıyla birlikte sona ermiştir. Kunanbay önce Şağın köyünü sonra Tobıktı ilçesini idare etmiştir. Yöneticilikte daha da yükselen Kunanbay bölge yöneticisi seviyesine gelip bölgenin en önemli ve tanınmış yöneticilerinden biri olmuştur.4 Kunanbay’in dört hanımı olmuş ve ilk hanımı Ayböbek’ten Kudayberdi, ikinci hanımı Uljan’dan Tenirberdi, İbrahim (Abay5 ), Iskak, Ospan, üçüncü hanımı Ayğız’dan Halilülla, Ismagul, Kemşat doğmuştur. Dördüncü hanımı Nurğanım’dan çocuğu olmamıştır. Kunanbay 40 yaşındayken Abay doğmuş ve babasının adil ve dirayetli yöneticiliğini görerek büyümüştür.6 Bütün çocuklarına karşı sert davranan babası Kunanbay, Abay’ın akranlarından üstün olduğunu görmüş ve onu kendi yanına alıp kadılık ve idarecilik işlerine alıştırmaya başlamıştır. Başlangıçta babasına işlerinde yardımcı olan Abay, büyüdükçe toplantılara ve davalara da katıldı. Böyle bir ortamda yetişen Abay, erkenden olgun düşünceye ve yönetim bilgisine sahip olmaya başladı.7

Abay aile içinde almış olduğu terbiyenin kaynağı, yumuşak huylu ve merhametli annesi Uljan ile ninesi Zere’dir. Gençliğinden beri şiir ve hikâyeye merak salan Abay, ninesi ve annesinin anlattığı hikâye ve masalları büyük bir hevesle dinlerdi. Kardeşlerinin içerisinden Abay, kabiliyeti, akıl ve feraseti yönüyle babasının dikkatini çekmiş ve onu kendi yerine hazırlamıştır.8

Okuma yaşına gelen Abay, köy mollasında ve kendi evinde okuma yazmayı öğrenir. Buna ilaveten halk arasındaki hatiplerin maharetli dilleri, kinayeli hikâyeleri, akınların, destancıların ve hikâye anlatıcılarının sözleri Abay’ın çocukluk döneminde sanatsal hislerinin ve bu geleneklere olan merakının temelini oluşturmuştur. Sekiz yaşına gelen Abay, zekâsı ve maharetiyle babası Kunanbay’in dikkatini çekmiş ve Kunanbay, oğlu Abay’ın kendi yolunu, geleneğini devam ettirebilecek yeteneğe sahip olduğuna kanaat getirerek onu Semey’e götürerek Molla Gabduljappar’a teslim eder. İki yıl kadar bu mollada okuyan Abay, İslam dininin kaidelerini öğrenmiştir. On yaşına gelen Abay, mescit yanındaki medresenin hocası Ahmetriza’da eğitimine devam eder. Mollaların eğitiminden geçen Abay, kendi gayretiyle Orta Asya, Tacik ve Fars halklarının büyük şairleri Nevaî, Nizamî, Firdevsî’nin eserleriyle tanışır. Bu eserler insanlık düşüncesinin gerçekçi motifleriyle Abay düşünce yapısının şekillenmesinde etkili olmuştur.9 Abay, medreseler boyunca dinî bilgisini geliştirmekle kalmamış Arap, Fars ve Türk dillerini öğrenmiş ve doğu klasiklerini okumuştur. Böylece Müslümanlığı okuyarak özgür bir şekilde öğrenip geliştiren Abay, artık Rus dilini de öğrenmeye niyet etmiştir. Bu niyetini de medrese eğitiminin son yılını Semey’deki “Prihodskaya Şkol” (Manastır Mektebi)’a giderek göstermiştir. Burada üç ay Rusça öğrenmiş ve Rus dilindeki eserleri de okuyarak Rusçasını iyice geliştirmiştir. O dönem şartlarına bakıldığında bozkır yaşamı için bu çok ileri bir eğitim seviyesidir. Bu nedenle babası Kunanbay, Abay’ın eğitimini on üç yaşındayken tamamlatıp gelecekte yönetici olabilmesi için idarecilik işlerine yönlendirdi. Yanında gezdirip halk arasındaki davalara, tartışmalara tanık olmasını sağladı. Tanınmış hatiplerin sözlerini dinletti, onların sanatsal sözlerini ve söz kabiliyetlerini Abay’a tecrübe ettirip gönlüne işletti. Böylece Abay’ın manevi ve sanatsal dünyasının gelişmesine imkân sağladı.10

Abay’ın eserlerinin temel kaynağı milli kültürdür, özellikle içinde doğup büyüdüğü Kazak sözlü edebiyatıdır. Köklü bir geçmişe sahip halk edebiyatında akınlar ve ozanların ruhundaki inceliği, coşkuyu ve bilgeliği kendi kodlarına da almıştır.11 Rus dilini öğrenen Abay, geniş dünyanın eşiğini kendine açıp zengin hazinelerine ulaşmış gibi oldu. Kitap okumak için sürekli kütüphaneye giden Abay, orada tanıştığı kişilerle sohbet edip gönül ve zihin dünyasını aydınlattı. Bozkır halkından bir çocuğun kütüphaneye gelip kitap okuması, o dönemlerde rastlanan bir şey değildi. Bu yüzden bazı okuyucular, güngörmüş ihtiyarlar, fikir adamaları Abay’la sohbet edip ona değer vermişler. Böylece kütüphanede herkesin görmesine izin verilmeyen kitapları, el yazmaları hatta kendilerine ait kitapları Abay’ın okuması için imkân sağladılar.12 Abay’ın bilhassa gençlik yıllarında tanıştığı bazı Rus aydınları vasıtasıyla Rus edebiyatını ve dolayısıyla da Avrupa edebiyatını takip ettiği anlaşılmaktadır. Onun Rus klasiklerinden Tolstoy, Puşkin, Lermontov, Saltıkov, Şçedrin ve Nekrasov’u; ayrıca Avrupalılardan da Goethe, Byron, Spencer, Spinoza, Darwin, vb. gibi yazarları severek okuduğu bilinmektedir.13

Abay, Rus klasiklerini okuyarak hayatın, toplumsal değerlerin sırrını başka bir yönüyle de anlamaya başlar. Daha önceleri iyilik ve kötülük, zenginlik ve fakirlik gibi durumların tamamının Allah’tan olduğunu mollalardan dinleyen Abay, artık hayat hakkında, ondaki toplumsal dengesizlik hakkında akla uygun, hayata yakışır fikirler sahibi olmaya başladı. Zenginlik ve fakirlikte, iyilik ve kötülükte insanların düşünce yapılarının da çok önemli olduğunu anladı. Abay’ın ihlası, gayreti ve isteği o zamanlardaki ilerici düşünceleri, eğitim ve hümanizm anlayışı gelişti ve değişti.14 Abay, Rus klasiklerini okumakla kalmayıp bunlardan bazılarını Kazak diline de aktarmıştır. Böylece sadece kendinin değil halkının da gelişmiş medeniyetlerle tanışmasını sağlamıştır.15 Abay sadece Rus klasiklerinden çeviri yapmıştır. Bayron, Gothe gibi Avrupalı şairlerin şiirlerini de Lermantov’un Rusçaya yaptığı çeviriler üzerinden Kazak diline çevirmiştir. Abay, Krilov’dan bir grup fabl, Puşkin’in “Evgeniy Onegin”’inden bölümler ve Lermantov’dan çeviriler yapmıştır. Bunun yanında Bunin’den sadece bir şiir çevirisi yapmıştır. Son dönem araştırmacılarından bazıları Abay’ın, A. Mistkeyeviç’in az da olsa bazı şiirlerine anlam bakımında yakın olan şiirlerinin olduğu görüşünü dile getirmiştir. Abay’ın eserleri içinde çevirilerin sayısı 40 kadardır.16

1845 yılan yılında doğan Abay, 1904 tavşan yılında 59 yaşındayken vefat etmiştir.17

Dipnotlar:

1 Abay Entsiklopediya, (Bas Redaktor Nurğaliyev, R. N.; Ahmetov, Z.; Avezova, L. M.; Erzakoviç, B. G. vd.), Atamura, Almatı 1995, s. 47-48.

2 Doğum tarihinin ağustos ayı içerisinde olduğu birçok kaynakta ortaktır. Ancak ağustos ayının kaçında doğduğu ile ilgili olarak farklı veriler vardır.

3 Nurğali, R. N.; Aymuhambetova, J. Ä,; Baytanasova, Q. M.; Qaliyev, A. Q.; Qazaq Ädebiyeti, Jalpı Bilim Beretin MekteptiñQoğamdıq-Gumanitarlıq Bağıtındağı 10. Sınıbına Arnalğan Oquvlıq, Jazuvşı, Almatı 2010, s. 120.

4 Abay Entsiklopediya, (Bas Redaktor Nurğaliyev, R. N.; Ahmetov, Z.; Avezova, L. M.; Erzakoviç, B. G. vd.), Atamura, Almatı 1995, s. 371.

5 Abay ismi, annesi Uljan’ın oğlunu severken söylediği “abayım, abayjanım” şeklindeki sevgi ifadesinden kaynaklanmaktadır. Daha sonra İbrahim ismi yerine Abay ismi yayılmış ve bu da şairin mahlası olmuştur. (Bkz. Aşa, E.; İbrahim Abay Kunanbayoğlu’nun Edebî Çehresi, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. 27, s. 48)

6 Abay Entsiklopediya, age., s. 371.

7 Kunanbay, A.; Nasihatler (Kara Sözler), Çev.; Zefer Kibar, SFN Grafik, Tasarım, Baskı, Ankara 2014, s. 12.

8 Nurğali, R. N.; Aymuhambetova, J. Ä,; Baytanasova, Q. M.; Qaliyev, A. Q.; Qazaq Ädebiyeti, Jalpı Bilim Beretin MekteptiñQoğamdıq-Gumanitarlıq Bağıtındağı 10. Sınıbına Arnalğan Oquvlıq, Jazuvşı, Almatı 2010, s. 120.

9 Süyinşaliyev, H.; 19. Ğasırdağı Qazaq Ädebiyeti, Mektep, Almatı 1986, s. 191.

10 Nurğali, R. N.; Aymuhambetova, J. Ä,; Baytanasova, Q. M.; Qaliyev, A. Q.; Qazaq Ädebiyeti, Jalpı Bilim Beretin MekteptiñQoğamdıq-Gumanitarlıq Bağıtındağı 10. Sınıbına Arnalğan Oquvlıq, Jazuvşı, Almatı 2010, s. 121.

11 Aşa, E.; İbrahim Abay Kunanayoğlu’nun Edebi Çehresi, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. 27, 1997, s. 55.

12 Süyinşaliyev, H.; Qazaq Ädebiyetiniñ Tariyhı, Sanat, Almatı 1997, s. 869-870

13 Öner, M.; “Abay Kunanbayulı ve Tabiat Şiirlerinden Seçmeler”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, TDK Yayınları, Ankara, Bahar-1996, S: 1, s. 90.

14 Süyinşaliyev, H.; 19. Ğasırdağı Qazaq Ädebiyeti, Mektep, Almatı 1986, s. 192.

15 Qazaq Prozası, Hrestomatiya II, 19-20. Ğasırlar, Ğılım, Almatı 2001, s. 158.

16 Ävezov, M. O.; Abay Qunanbayev, Ğılım, Almatı 1967, s. 184-185.

17 Bökeyhanov, Ä.; “Abay (İbrahim) Qunanbayev”, Abaydı Oqı, Tañırqa, Ana Tili, Almatı 1993, s. 12.




Kaynak:

Ayan, Ekrem Bir Devrin Aynası Abay Kunanbay ve Kara Sözler/ yazar: Ekrem Ayan. – Ankara: Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, 2017 190 s. ; 16x24 cm. – (Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi inceleme-araştırma dizisi; yayın no: 48)
Share:

9 Nisan 2021 Cuma

TAKDİM



TAKDİM 

Ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un Goethe ve Tolstoylar ile kıyasladığı Abay (İbrahim) Kunanbay, kendi halkını olumlu ve olumsuz tüm yönleriyle eserlerine yansıtabilen ender şair ve yazarlardan biridir. Özellikle Kazak edebiyatında yeni bir çığır açmasıyla tanınan Abay sadece Kazak kültürüne değil, aynı zamanda dünya kültürüne mal olmuş bir şahsiyettir. Bu sebeple, 1995 yılı UNESCO tarafından bütün dünyada “Abay Yılı” olarak ilan edilmiştir. Bu etkinlikler dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de kutlanmıştır. 

Türkiye’deki Abay Yılı kutlamaları çerçevesinde, İstanbul’un Kazakların yoğunlukta yaşadığı ilçelerden biri olan Zeytinburnu’nda bir caddeye onun adı verilmiştir. Daha sonra bu cadde de inşa edilen ilçenin güzide okullarından birine, bu satırların yazarının önerisiyle, Abay Kazlıçeşme İlköğretim Okulu olarak onun adı verilmiştir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, 21 Mayıs 2003 tarihinde, Zeytinburnu’na şeref vererek, bu okulun açılış törenine bizzat katılarak açılış kurdelasını kesmişlerdir. Bu da bize Abay isminin Kazak Türklerinde ne derece saygın bir yere sahip olduğunu gösterse gerek. 

2015 senesinin Abay’ın doğumunun 170. yılı olması sebebiyle, Kazakistan’da ve Türkiye’de Kazakistan Büyükelçisi Sayın Janseyit Tüymebayev’in girişimiyle çeşitli anma etkinlikleri ve bilimsel toplantılar düzenlenmiştir. Elinizde tuttuğunuz bu kitap da yazarı tarafından Abay’ın 170. yılına armağan edilmektedir. 

Kazak yazılı edebiyatının kurucusu Abay’ın geride bıraktığı kültürel mirası yazdığı şiirleri, Rus şair ve yazarlarından yaptığı çeviriler ve nesir yazılarından oluşmaktadır. Bunlar, matbu eser olarak, halk arasında ağızdan ağıza yayılarak veya birbirinden kopya edilen elyazmaları olarak üç şeklinde kayıtlara geçmiştir. Abay’ın şiirleri toplu olarak ilk defa, ölümünden beş yıl sonra, 1909’da kitap olarak yayınlandı. Daha sonra bu kitap, bulunan başka şiirleriyle ikmal edilmek suretiyle, tekrar tekrar basılarak günümüze kadar gelmiştir.

Abay’ın tüm eserleri iki ciltte toplanmıştır. Birinci ciltte onun manzum yazılarıyla çevirileri, ikinci ciltte ise bu kitabın da konusun teşkil eden “Kara Sözler” adını taşıyan felsefi yazılarını ihtiva eden nesir yazıları yer almaktadır. 

“Kara Sözler”de Abay Kazak toplumunda gördüğü önemli sorunlara ve olumsuzluklara dikkat çekmekte ve acımasız bir şekilde eleştirmektedir. Bazı eleştiriler gerçekten de çok serttir. Bu açıdan ele aldığımızda Abay realisttir. Ancak bu eleştirilere konu olan olumsuzluklar, bizim düşüncemize göre, sadece Kazak toplumuna has olmayıp, tüm Müslüman Türk topluluklarında rastlanan olgulardır. 

Mesela, Abay üçüncü sözünde “Kazakların birbirine düşman olmasının, birisinin isteğine bir başkasının destek olmamasının, doğru sözünün az olmasının, makam mevkiye düşkün olmasının, tembel olmasının sebebi nedir?” diye sormaktadır. 

Onaltıncı sözünde ise, “Kazaklar yapmış oldukları ibadetlerini Allah kabul eder mi, etmez mi diye bir kaygı duymaz. Sadece herkesin yaptığını biz de yapalım, yatıp kalkıp onlar gibi namaz kılsak, bu bize yeter diye düşünür... Dilini alıştırmak ve dinini iyi öğrenmek için düşünmeye ve öğrenmeye gayret göstermez” demektedir. 

Bu sözlerin başındaki Kazaklar kelimesini, herhangi bir Müslüman Türk halklarından birinin ismi ile değiştirsek kimse yadırgamaz. Demek ki, Abay’ın ortaya koyduğu sorunlar günümüzdeki tüm Türk ve hatta Müslüman toplumlarının da ortak sorunlarıdır. Abay aslında Kazak toplumunun örneğinde, tüm Müslüman toplumlarının geri kalmışlıklarının sebeplerine ve toplumsal hastalıklarına vurgu yapmakta ve bunlardan kurtulmanın çarelerini göstermektedir. 

Abay’ın bir anlamda felsefesi sayılabilecek bu görüşlerini ihtiva eden “Kara Sözler” isimli eseri daha önce de Türkçeye çevrilmişti. 1995’te Zeyneş İsmail ve Ali Abbas Çınar, 2014’de ise Zafer Kibar tarafından Türkçeye çevrilerek yayınlandı. Ancak, Zeyneş İsmail ve Ali Abbas çevirisinde Kara Sözler’in tamamı alınmamıştır. Abay’ın diğer eserindeki şiirlerinin de yer aldığı bu çeviride 45 başlıktan oluşan Kara Sözler’in içinden seçme yapılarak yarıya yakınını, yani 21 sözü Türkçeye aktarılmıştır. Zafer Kibar ise çeviride farklı bir yöntem izleyerek Abay’ın yazı üslubunu muhafaza etmemiş, devrik cümlelerle şiirsel bir hava verme istemiştir. Bu, çeviriye estetik güzellik katmakla birlikte, anlamayı zorlaştırmaktadır. 

Ekrem Ayan’ın, yaptığı bu çeviri çalışmasında ise eserin üslubuna sadık kalarak birebir çeviri yapmaya özen gösterdiği görülmektedir. Aslında Abay’ın Kara Sözleri’ni çevirmek kolay bir iş de değildir. Çünkü dili ağır olan ve söz sanatının inceliklerini büyük bir maharetle kullanarak az sözle çok mana verebilen Abay’ın Kara Sözleri aynı zamanda felsefi ve dini konulara da hâkim olmayı gerektirmektedir. Tüm zorluklarına rağmen Ayan’ın başarılı bir çeviriye imza attığı görülmektedir.

Kazak kültür ve edebiyatının temel taşlarından Abay’ın Türkiye’de anlaşılmasına büyük katkı sağlayacağına inandığımız bu çalışmadan dolayı Ekrem Ayan’ı kutluyorum. Ayrıca, doğumunun 170. yılında Abay’ı anma etkinliklerine önemli ve anlamlı bir katkı yaptığı için de kendisine teşekkür ediyorum. Bu kitabı, Abay’ın hayat felsefesini anlamak isteyen her okuyucunun ve özellikle üniversitelerin Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümü öğrencilerinin ilgiyle okuyacaklarına ve istifade edeceklerine inanıyorum. 

 Prof. Dr. Abdulvahap KARA

KAYNAK:
Ayan, Ekrem Bir Devrin Aynası Abay Kunanbay ve Kara Sözler/ yazar: Ekrem Ayan. – Ankara: Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, 2017 190 s. ; 16x24 cm. – (Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi inceleme-araştırma dizisi; yayın no: 48)
Share:

İskilip Belediyesi tarafından oluşturulan Abay Kunanbay oda ve parkı

İskilip Belediyesi tarafından oluşturulan Abay Kunanbay oda ve parkı

 İskilip Belediyesi tarafından oluşturulan Abay Kunanbay oda ve parkı

Açılışa katılan Kazakistan Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly- Kazakistan Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly;- “Türk dünyası bilim ve irfan dünyasının yıldızlar geçididir, Abay’da bu yıldızlardan birisi ve yıldızların en önemlisidir”- “Anadolu ‘da Yunus Emre ne ise Kazaklar içinde Abay odur” ÇORUM

- Kazakistan’ın tanınmış yazar ve şairi Abay Kunanbay’ın doğumunun 175. yılı etkinlikleri kapsamında Çorum’un İskilip Belediyesi tarafından Alimler Müzesi ve Atatürk Orman Çiftliği’nde oluşturulan Anan Kunanbay Odası ve Parkı açıldı.İskilip’e gelen Kazakistan Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly, Anan Kunanbay Odası ve Parkı’nın açılışına katıldı.

Alimler Müzesi’nde düzenlenen törende konuşan İskilip Belediye Başkanı Ali Sülük, Kazak şair Abay Kunanbay’ın Türkler için ortak bir değere olduğunu belirterek, “Bugün açılışını yaptığımız oda önemli bir kültürel miras olacak. Bizim ortak kültürümüz ve atalarımız var. Abay da bunlardan birisi. Müzemizi ziyaret eden bütün çocuklarımıza Abay Kunanbay’ın tanıtılması noktasında önemli bir adıma imza attık. Bundan sonraki sürecin sonrasında Fatih Sultan Mehmet, Akşemseddin gibi Türk büyüklerimizin Kazak çocuklarına tanıtılması noktasında bir adım olacak” dedi.

Vali Yardımcısı Recep Yüksel ise, Türk toplumları, Türk devletleri ve milletleri olarak birçok ortak paydamızın var olduğuna dikkat çekerek, “Bu ortak paydalarımın bir kısmını zihnimiz her zaman yakalamıyor. Ama onur duyacağımız birçok kahraman, bir çok desten gözümüzün önünde duruyor. Bunları ne kadar hatırlatırsak, paylaşırsak o kadar başımız göklere doğru yönelir, yükselir. Bugün korona virüs aşısını dünyanın hizmetine sunan çift Türk insanı. Dünya ölçeğinde marka olan Nobel ödülünü Türk bilim adamı aldı. Daha geriye gittiğimizde Anadolu ve Orta Asya coğrafyasında bilim ve ilim dediğimiz ne varsa uygarlık dünyası evrenin fikirlerinin hediye eden insanlarımız var. Abay hocamız da bunlardan bir tanesi. Gökyüzünde ne kadar yıldız varsa o kadar Türk varlığı hediyedir uygarlık evrenine. Bu yıldızlardan bir tanesi Abay Kunanbayoğlu’dur. Ortak değerlerimizi zikrede zikrede gün yüzünde tutacağız. Bizim geçmişiz uzun bir yol ama geleceğimizde şeritleri sayılamayacak kadar bir otoban olmalıdır. Bir yandan büyüklerimizi ışık olarak tutacağız, bir taraftan da güç birliği yapacağız” ifadelerini kullandı.“Türk dünyası bilim ve irfan dünyasının yıldızlar geçididir” Kazakistan Büyükelçisi Abzal Saparbekuly “Türk dünyası bilim ve irfan dünyasının yıldızlar geçididir” dedi.

Kazakistan bu yıl bağımsızlığının 29. yılını, gelecek yıl ise 30’uncu yılını kutlayacağını açıklayan Büyükelçi Saparbekuly, bu süreçte kardeşliğimizi yeniden tanıyıp, yeniden keşfedip daha güçlendirdiğimizin altını çizdi. Bugün de bu kardeşliğin örneği olan Kazakların büyük şairi, devlet adamı Abay Kunanbayoğlu’nun İskilip Alimler Müzesi’nde düzenlenen odasının açılışını yaptıklarını dile getiren Saparbekuly, “Abay Kazaklar için bir yol göstericidir. Kazakları en çok eleştiren bir yazardır, şairdir. Abay muhterem bir şahsiyettir. Zamanında onun değerini Kazaklar olarak anlayamadık. Abay’ın kaleme aldığı her bir eser nesilden nesile bir yol göstericisi olmuştur. Türk dünyası bilim ve irfan dünyasının yıldızlar geçididir. Abay’da bu yıldızlardan birisi ve yıldızların en önemlisidir. Abay’ı tanıyarak Çorumlular kendisini tanıyacaktır. Abayı tanımak demek insanın kendisini tanımak demektir. Anadolu ‘da Yunus Emre ne ise Kazaklar içinde abay odur” şeklinde konuştu.

Abay denince Kazaklar, Kazaklar denince Abay akla geldiğini dile anlatan Saparbekuly, “Abay Kazakların milli kimliğinin güçlendirilmesinde önemli rol oynamıştır. Sadece etkinliklerle değil onun eserlerini okuyacağız. Nesilden nesile aktaracağız” diye konuştu.


Share:

28 Ocak 2021 Perşembe

Prof. Dr. Abdulvahap Kara:"Kazakistan, Latin alfabesinin yeni versiyonunu bugün yayınladı."

 


Prof. Dr. Abdulvahap Kara:"Kazakistan, Latin alfabesinin yeni versiyonunu bugün yayınladı."🇹🇷🇰🇿
 

YENİ KAZAK ALFABESİ

Kazakistan ile aramızdaki bir duvar daha yerle yeksan oldu. Kültürel birlikte önemli bir kilometre taşı diyebileceğimiz Yeni Kazak Alfabesi hayırlı olsun.




Kazakistan Bayrağı

Share:

En Popüler Yayınlar

Total Pageviews


Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!... İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar. Yahya Kemal Beyatlı

İhsan Fazlıoğlu Dersleri

ÖĞRENMEYİ SEVMEK

"Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Yalnızca öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyorum."
Konfüçyüs

"Bilgi, ahlaki hareketten kalan şeydir."
Nurettin Topçu

Translate

ABAY

Bu Blogda Ara

Etiketler

Katkıda bulunanlar

Link list 3